Önce birkaç soru sorarak başlayalım ; ülkemizdeki araçlar, dünyadaki diğer araçlardan, teknik anlamda, daha mı az gelişmiştir? Ülkemizdeki yollar, dünyadaki diğer ülkelerin yollarından daha mı az gelişmiştir? Ülkemizdeki insanların zeka seviyesi ,fiziksel ve psikolojik yetenekleri, dünyadaki diğer insanlardan daha mı az gelişmiştir? Elbette ki hayır, pekiyi o halde neden trafik kazası istatistiklerinde dünyada en üst sıralardayız? Çünkü, otomobil kullanmak teknik bir eylem olmanın ötesinde aslında bir ahlak meselesidir. Konu aslında şu temel soruyla ilgilidir; bir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olmak, o şeyi yapma hakkı verir mi? – Ve bağlantılı olarak – trafik içinde üstelik de kaygan zeminlerde diğer insanların can ve mal güvenliklerini tehlikeye sokacak şekilde araç kullanmak zekice ve insancıl bir davranış mıdır? Şimdi birkaç basit bilimsel kurala göz atalım:

Kural: “Bir cismin kütlesi hızın karesiyle doğru orantılıdır, yani, hız arttıkça bir cismin kütlesi de, üstelik katlanarak artar”. Günümüzde, ortalama bir otomobilin ağırlığı 1000 kg kadardır, bu otomobiller (ve diğer kara taşıtları) istisnalar hariç yaklaşık 200 km/h maksimum hıza sahiptir. Yüzlerce kilo ağırlıktaki bu kocaman cisimlerin 90 km/h hızla giderken bile sahip oldukları kinetik enerji çok büyüktür. Bu cismin bir duvara çarpması halinde meydana gelecek hasar, o aracın içinde belli miktarda patlayıcının infilak etmesi halinde meydana gelecek hasarla aynıdır (tahribatın şekli farklı olsa da derecesi aynı olacaktır).Ve bu tahribat, araç hızlandıkça katlanarak artacaktır. Yani, biz seyir halindeyken tam olarak, bir bombanın kontrol altına alınmış tahrip gücüyle baş başayız.

Kural: ”Bir otomobil hızlandıkça, aracın altından akan havanın oluşturduğu yastıklama/kaldırma etkisiyle yol tutuşu azalır”. Havanın bu etkisini azaltmak için, üretim sırasında çeşitli tedbirler alınır. Örneğin; yay ve amortisörleri buna göre yapılır, özellikle spor otomobillerde, aracın alt tarafında daha iyi bir aerodinamik yapı oluşturmak için bir çeşit alt kaplama/muhafaza kullanılır, aracın arkasında ve etek kısımlarında, hızlandıkça aracın gövdesini yukarıdan yere doğru bastıran spoiler denen kanatçıklar kullanılır, aktif sürüş kontrol sistemleriyle yol ve hız şartlarına göre seyir halindeyken aracın gövdesi yere yaklaştırılır ve hatta virajlarda yana yatması önlenir ve tabi ki aracın performans özelliklerine uygun lastik kullanılır. Bunların yanında emniyet kemeri, ABS, hava yastığı, darbe emici bölgeler, kapı içi çelik barlar vb gibi aktif ve pasif güvenlik sistemleri kullanılır. Tüm bu bahsettiğimiz tedbirler gün geçtikçe hem arttırılmakta ve hem de geliştirilmektedir. Yani, otomobil kullanmak aslında oldukça riskli bir eylemdir ve o yüzden bu kadar çok emniyet tedbiri kullanılmaktadır.

Kural: “Hız, insanın algılama yeteneğini etkileyen bir unsurdur”. Özellikle yüksek hızla giderken genel olarak algımız tek noktaya –yola- doğru toplanır ve bu arada çevremizde olup biteni algılamakta zorlanırız veya hiç algılayamayız. Saatte 180 km hızla giden bir araç 1 saniye içinde 50 m yol alır. Birkaç saniyelik dikkat kaybı büyük kazalara sebebiyet verebilir. Genel kuraldır; bir otomobili el ve ayaklarımızla değil gözlerimizle süreriz, o yüzden, gözlerinizi yoldan ayırmayın. Yüksek hızdan bahsetmişken şunu da belirtelim; bir savaş uçağının muharebe hızı yaklaşık 400 km/h civarındadır ve o uçağı kullanan pilotlar, fiziksel ve psikolojik olarak gerçekten özel insanlardır. Hal böyleyken sıradan insanların hem de oldukça kalabalık yollarda yüksek hızlarda –hani neredeyse uçak hızında-araç kullanması nasıl izah edilebilir? Bu kadar kural yeter…

Yine sorularla devam edelim. Araç kullanırken cep telefonuyla konuşmanın insanın dikkatini dağıtarak tehlike oluşturduğu net olarak belliyken, telefon kitlerinin artık tüm araçlarda tıpkı dikiz aynası gibi standart hale getirilmesi gerekmez mi? Yasal olarak kullanma hakkımız ve birçoğumuz açısından da kullanma yeteneğimiz olmamasına rağmen bu kadar hızlı –ve de güçlü- otomobilin olması israf değil mi, kullanmadığımız ve hatta kullanamayacağımız özellikleri için otomobillere fazladan para ödemiş olmuyor muyuz? Alkollü araç kullanmanın tehlikeleri tartışılmayacak şekilde ortadayken, bazı akaryakıt istasyonlarında alkollü içki satılması çelişkili bir durum değil midir? Ayrıca, yasal sınırların üstünde alkol alarak araç kullanmanın, bir silahla sağa sola rastgele ateş etmekten farkı var mıdır? Masa, sandalye gibi büyükçe bir ev eşyasını taşırken bile sağa sola çarpıp zarar vermemek için gösterdiğimiz dikkati araç kullanırken de hem de fazlasıyla göstermemiz gerekmez mi? Evrendeki bilinen en zeki yaratık olan biz insanların daha henüz bir kuş veya çekirge sürüsünün birbirine çarpmadan “toplu halde seyir/hareket” edebilme yeteneğine sahip olmadığımız ortadayken en az bir kuş sürüsü kadar kalabalık olan trafikte gerekli emniyet kurallarına –özellikle de hız ve takip mesafesine- uymadan araç kullanmamız hatalı bir davranış değil midir? (Bu arada küçük bir ayrıntı, arkadan gelen aracın hızla öndeki araca yaklaşıp selektör yapması, öndeki araç sürücüsünün paniğe kapılıp kaza yapmasına neden olmaktadır).

Belki de aslında trafik eğitimi verirken, trafik ahlakı, trafik komşuluğu gibi bazı yeni kavramlar oluşturup bunları tartışıp geliştirerek anlatmalı ve bunun yanı sıra fizik kurallarını birbirimize öğretmeliyiz. Bizim de katıldığımız şu genel tespiti yinelemek istiyoruz; tüm araçlar fizik kurallarına tabidir, ne kadar gelişmiş olsalar da tüm araçlar son tahlilde “sürücüleri” kadar emniyetlidir ve yolda duramayan araç bir yere çarparak durur. Yüzlerce kilo ağırlıkta ve de demir, çelik vs malzemelerden yapılmış bu kocaman kütleli cisimlerin kaza yapması/çarpışması yastık savaşı yapmaya benzemez. Özetle, araç kullanmak sorumluluk gerektiren bir eylemdir, o yüzden lütfen dikkat edin ve yanlışlıkla da olsa kimsenin hayatına kastetmeyin.

0
Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir