Hareket bir ihtiyaçtır ve insan hareket etmek için tasarlanmıştır. Bu konuda çok yeteneklidir. Dünya üzerinde, hem dans edebilen, hem yüzebilen, hem paraşüt atlayışı yapabilen, hem futbol oynayabilen ve daha pek çok aktiviteyi gerçekleştirebilen başka bir canlı yoktur. Hareket, gerçekleştiği zaman insanı mutlu eden bir kavramdır ve bunun önemi atasözlerimizde de dile getirilmiştir, tıpkı, “harekette bereket vardır” da olduğu gibi. Öte taraftan, evrenin kendisi de sonsuz bir devinim halindedir zaten.

sözcük olarak, “kendiliğinden hareketli, kendi kendine hareket eden” anlamında “aotus mobiles” şeklinde Yunanca ve Latince iki kelimeden oluşan  otomobil, aslında tek  bir kişi tarafından icat edilmemiştir, tarih içinde farklı yer ve zamandaki kişilerin çeşitli icatlarının bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Dönem itibariyle var olan çeşitli icatların ilk kez bir araya getirilmesiyle oluşan ve temel felsefesi “dışarıdan müdahale edilmeksizin kendi enerjisini üreterek hareket edebilmek” olan bilinen ilk taşıt (otomobil), Fransız topçu mühendis Nicolas Joseph Cugnot tarafından –ki kendisi de yeni mekanizmalar tasarlamıştır- 1769 yılında yapılmış ve adına “fardier a vapeur” denmiştir.

Adı ve yapısı farklı olsa da bu tür taşıtlar ilk çağlardan beri vardı. O zamanlarda özellikle at, öküz v.b büyük baş hayvanlarla çekilen taşıtlar daha çok savaşlar, göçler, taşıma ve tarım gibi zorunluluklar için kullanılmıştır. O zamanların motorsuz/hayvanlı taşıtlarının yerini artık motorlu (ve bazen de hayvanlı.!) taşıtlar almıştır. Dünyadaki toplum hayatının daha yerleşik ve kentsel hale gelmesiyle birlikte bu araç, modern insanın talepleri neticesinde, gittikçe artan biçimde daha kişisel ihtiyaçlar için kullanılmaya başlanmış ve yapısı da, ilk icadından bu yana, felsefi anlamda değilse bile şekil olarak buna uygun biçimde büyük oranda değişim göstermiştir. Makine, fizik, kimya, matematik, metalürji, aerodinamik v.d değişik bilim ve mühendislik dallarının katkısıyla, çok kapsamlı ve titiz ar-ge faaliyetleri yapılarak ortaya çıkartılan otomobil, günümüzde, artık başlı başına bir bilim dalı haline gelmiştir. Dış görünüşü, performans özellikleri, teknik detayları v.b gibi genel tasarım özellikleri sayesinde çok çekici hale gelen otomobil, yürütülen oldukça başarılı reklam kampanyaları sonucunda artık ihtiyaç değil bir arzu nesnesine dönüşmüştür. Kimi zaman,  güçlü bir statü göstergesi olan otomobil, modern hayatın sembolüdür.

Otomobil, tarih boyunca dünyayı etkileyen ve şekillendiren çok önemli icatlardan birisi olmuştur, hatta bu konuda, belki de, insandan bile daha etkilidir. Örneğin, Şehir, avm, kışla, stat v.b gibi bir yerleşim alanı inşa edilirken öncelikli olarak en çok otoyollar düşünülür. İster istemez her yerde o vardır, filmlerin vazgeçilmez oyuncusudur. Sağladığı faydaların yanında, yarattığı sorunlarla da hep gündemdedir. Her şeyden önce enerji/petrol bağımlılığı en önemli problemidir (dünyada, petrol kadar doğal olup da doğaya bu kadar zarar veren başka bir madde herhalde yoktur. Tıpkı bir canlının kanı gibi koyu renkli ve kıvamlıdır, yer altında kaldığı sürece sorun yaratmaz ama ne zaman ki yer üstüne çıkar işte o zaman sorunlar da başlar, sanki lanetli bir varlık gibidir). Bunu yanında, bir otomobilin, hammadde temini, oluşturduğu çevre kirliliği, trafik sıkışıklığı, trafik kazaları v.s. gibi çok fazla sakıncaları da vardır. Çevresel, politik ve sosyal sorunların temeline, dolaylı da olsa kimi zaman otomobil vardır, örneğin ölümcül olabilen “park” kavgaları ilk akla gelenidir. Üretimi, satışı, kullanımı, bakımı oldukça ciddi konulardır. Bütün dünya onunla sürekli ilgilense de, o ,sorun çıkartmaya devam eder, bir insandan daha sorunlu ve daha masraflıdır ve bu haliyle şımarık bir oyuncaktır.

Aslında otomobil, insan doğasına aykırıdır, hareketi konforlu hale getirir,  hareket etmeden (enerji harcamadan, yorulmadan) hareket ederiz. Öte taraftan bir otomobilin yüksek hızına uygun şekilde hem fiziksel hem de zihinsel olarak tepki verebilmek pek çok insanın zorlandığı bir konudur, reflekslerimiz bu hızlar için çok da uygun değildir bu yüzden tehlikeli bir icattır. Tehlikeleri sebebiyle pek çok güvenlik sistemiyle donatılmış ve kullanımı çeşitli kurallara bağlanmıştır.

Tüm sıkıntılarına rağmen ilk zamanlardan itibaren bu kadar tutkuyla benimsenmiş olması şaşırtıcı değildir. Bunun sebeplerinin başında, insana, özellikle hız, menzil ve taşıma kapasitesi konularında büyük avantajlar sağlaması gelir. Dinlenme, barınma, ısınma v.b gibi bazı temel ihtiyaçlarımızı da karşılamamızı sağlayan otomobil, kimi zaman evimizden bile daha konforlu ve güvenlidir. Bize çok hızlı hareket etme kabiliyeti kazandırması, başlı başına, dayanılmaz çekicilikte bir durumdur. Ama asıl önemli olan, tüm bu ihtiyaçlarımızı, bize, hareketli ve bireysel bir mekân içinde sağlamasıdır. Ne kadar hızlı ve ne kadar uzağa gidersek gidelim, ihtiyacımız olan temel yaşam alanımız da hep bizimle birlikte olur. Yani otomobil, bize, “hareketli kişisel yaşam alanı” sunar ve onu asıl vazgeçilmez yapan da tam olarak budur.

0
Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir